Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 

Solders

Cezzar Ahmet Paşa Ve Napolyon'nun Akkâ Yenilgisi

Cezzar Ahmet Paşa Ve Napolyon'nun Akkâ Yenilgisi

Cezzar Ahmet Paşa Ve Napolyon'nun Akkâ Yenilgisi
Cezzar Ahmed PaÅŸa. Ve Batılı tarihçilerin söz etmekten pek hoÅŸlanmadığı bir hezimet. Sahi, Napolyon’u bilmeyen yok. Ama Cezzar Ahmed PaÅŸa ismini kaç kiÅŸi biliyor?

1793 yılı Eylül ayının 15. Cuma günü idi. Paris'te Birinci Fransız Cumhuriyeti'nin en önemli ve sözü en çok geçen şahsiyetlerinden biri olan Barras, henüz yirmi altı, yirmi yedi yaşlarında bulunan Korsikalı generalin dilekçesini okurken şaşkına dönmüş, şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Anlayamadım general, buna neden gerek görüyorsunuz?

Derken adeta kekelemişti. Generalin dilekçesinde özetle şu satırlar vardı:

«Muhtelif vesilelerle ve özellikle Toulon kuşatmasında ordumuzun topçu kumandanlığında biraz olsun ün kazanmış olan ben, emrime verilecek bir heyetle birlikte Türkiye'nin hizmetine girmeyi arzu ediyorum. Oraya savaş sanatına ait bilgilere özel vukufu olan altı yedi subayı da götürmek istiyorum. Eğer bu yeni görevim ile Türk ordusunu daha kuvvetli bir duruma getirebilir ve Osmanlı İmparatorluğu'nun tahkimli mevkilerinin savunma gücünü artırabilirsem, vatanıma daha önemli bir hizmet yaptığıma ve dönüşümde ona liyakatimi ispat edeceğime inanıyorum.»

Bu dilekçenin sahibi, Avrupa tarihinde en az on beş yıl kendi adını bir anı olarak yazdıracak olan Napolyon Bonapart'tı.

Napolyon Bonapart, 5 Ağustos 1669'da Korsika adasında doğmuştu. Babası XVI. yüz yılda İtalya'dan Korsika'ya göçmüş bir İtalyan ailesindendi. Babası Farnsızlara karşı isyan bayrağını çekenlerin elebaşlarındandı. Napolyon iyi bir tahsil görmüştü, özellikle matematik ve tarihten çok iyi notlar almıştı.

Napolyo'nun parlaması ilk kez 1793'te Toulon olayında olmuştu Toulon kuşatmasını tamamlayarak şehre hâkim olmuş ve buradan İngilizleri çıkarmıştı. Bu zafer onu generalliğe yükseltmişti. Yirmi dört yaşında idi. Bu tarihlerde, ihtilalin sayılı adamlarından Robespiyer'in himayesini kazandı ise de onun idamı üzerine, tevkif edildi, giyotine gitmek tehlikesi ile bile karşılaştı.


Aydın ve ıslahatçı bir hükümdar olan Sultan III. Selim, askerî alanda geniş ve köklü olacağına inandığı ıslahat hareketleri yapmak kararını almış ve bunu uygulamaya başlamıştı. Nizam-ı Cedit adı ile on bin kişilik yaya sınıfından bir ordu kurulmuş ve talimlere başlamıştı. Tophane ve tersaneler de ıslah ediliyordu. Elli parça savaş gemisinden oluşan bir donanma vücuda getirilmişti. Nizam-ı Cedit gittikçe çoğalıyor ve güçleniyordu. Avrupa'dan uzman subaylar getirtiliyordu.

İstanbul'daki Fransız Elçisi Descorches, bir taraftan Babı-âli ile ittifak müzakereleri yaparken, diğer taraftan da, Türkiye'deki ıslahat hareketlerini yakından izliyordu. Türk askerinin üstün meziyetlerini takdir ediyordu. Ona göre: «Avrupa'da Türklerden daha iyi askerlik mesleğine kabiliyet gösteren bir ulus yoktu. Türkler kuvvetli, intibak kabiliyeti çok, dürüst, cefakâr ve değerli askerdi. Süvariler ise her bakımdan üstün bir değer taşıyordu. Descorches, bu kanaatini, uzun bir raporla Fransa Dışişleri Bakanlığına bildirmiş,Türk hükümetinin uzman Fransız subaylarına olan ihtiyaçlarını Paris'e ikna edici bir şekilde nakletmişdi. Bunu haber alan Napolyon Bonapart:

—Asya, bu benim çocukluÄŸumdan beri hayal ettiÄŸim ülke!..

Diyerek, Osmanlı devletinin hizmetine girmek kararını vermişti.

Fransa'yı idare eden Comite de Salut Public, yani Halk Kurtuluş komitesi, Napolyon Bonapart'ın dilekçesini uzun uzadıya müzakere etmiş, nihayet 1 Ekim 1797'de Türkiye'ye gitmesine muvafakat etmişti.

Napolyon, yol hazırlıklarına başladığı sıralarda Kralcıların Paris'te Cumhuriyet idaresine karşı harekete geçmeleri üzerine, Cumhuriyetçiler kendisinden yardım istediler ve , ona başkumandan yardımcılığı teklif ettiler.

Bu yol, ona daha çabuk ün ve mevki kazandıracaktı. Aldığı fevkalâde tedbirler sayesinde isyanı kanlı bir şekilde bastırmıştı. Bu zafer, genç ve muhteris generali İtalya'daki Fransız orduları başkumandanlığına getirmişti. Başkumandan olarak şanlı savaşlar kazanmış, Avrupa'da büyük "bir şöhret yapmıştı ve Artık Osmanlı hizmetine girmeyi düşünmüyordu.

Savaş bitmişti. Ününün devamı için yeni olaylar, yeni savaşlar gerekiyordu. Fransızlar, İngilizlere Hindistan yolunu kapamayı düşünüyorlardı. Bunun için önce Mısır'ı fethetmek zorunda idi. Mısır'ı istilâ edecek ordunun kumandası Napolyon'a verildi. Cumhuriyetin ileri gelen kişileri:

— Bu iÅŸi ancak sen baÅŸarabilirsin!
Diyorlardı. Direktuvar idaresi bu hırslı generali kendisi için tehlikeli görüyor ve onu Paris'ten uzaklaştırmak istiyordu. Unutulmaktan korkan Napolyon'sa bu maceraya seve seve atıldı.

-Evet, Mısır'ın fethini ben başarabilirim. Diyerek görevi kabul etti.

Napolyon, Mısır topraklarına çıkarken, İslâm dinine saygılı ve Müslümanlarla dost olduğunu ilân etmiş, başına sarık sarıp Kahire sokaklarında dolaşmıştı. Bununla beraber ilk fırsatta binlerce Müslümanı öldürtmekten çekinmemişti.

Mısır'ın fethinde zorluk çekmemişti. Ama macera bitmiş sayılmazdı, ona yenilerini eklemek lâzımdı. Tarih kitapları Mısır'ı elde tutabilmek için Suriye'ye sahip olmanın zorunlu olduğunu yazıyorlardı. Fravunlar, Fatımîler, Eyyubîler, Memlûkler aynı zorunluğu duymuşlardı. Napolyon da Suriye'yi işgal ederek, Doğu Akdeniz'de mükemmel limanlara kavuşacaktı. Belki de sonra, Hindistan'a kadar uzanacak, adasına çıkamadığı için yenilgiye uğratamadığı İngiltere'yi orada dize getirecek, Fransa'yı muzaffer kılacaktı.

Napolyon Bonapart, 1798 yılı Aralık ayında ordularının başına geçerek Mısır'dan Suriye'ye yürüdü.

Yürüyüş gerçekten başarılı ve sür'atli oluyordu. Kölemenlerin direnişleri kolaylıkla kırılıyordu. 20 Şubat 1799'da Elariş'i, dört gün sonra da Gazze'yi almıştı. O Gazze ki, bir zaman Türklerin silâh zaferi ile şenlenmişti. Mısır seferi sırasında Yavuz Sultan Selim Han'ın kahraman veziri Sinan Paşa burada parlak bir meydan savaşı vermişti. Tarihe meraklı olan Napolyon :

—Büyük Osmanlı padiÅŸahı Yavuz'un geçtiÄŸi yollardan geçiyoruz!

Diyordu. İftihar ediyor, gurur duyuyordu.

Esir ettiği Türk askerlerini:
—Onlara bakacak ne zamanımız, ne de erzakımız var, diyerek, kurÅŸuna dizdirmekten çekinmedi. Eski dostluÄŸu ne çabuk unutuvermiÅŸti. Cihan PadiÅŸahı Kanunî Sultan Süleyman kaç kez Fransa'yı tehlikeden kurtarmış, kaç kez dostluk elini uzatarak yıkılmaktan kurtarmıştı. Napolyon, bunlardan habersiz deÄŸildi. DeÄŸildi ama, gözünü hırs bürümüştü.

Yafa'dan Akkâ'da bulunan, büyük kahramanımız Cezzar Ahmet Paşa'ya bir mektup yazdı. İki yüzlü bir ifade kullanıyordu. «Seninle savaşmak istemiyorum, benim dostum ol.» Diyordu. Bu mektubu okuyan Cezzar gülmüş, mektubu getirenlere:

Gidi kâfir; senden dost olur mu?

Cevabını verdi. Sür'atli bir tempo ile kuzeye çıkan Napolyon, savunmasız Hayfa'yı da ele geçirmiş, burada fazla oyalanmadan Beyrut'un yüz kilometre güneyinde bir sahil kenti olan Akkâ'nın kapılarına gelmişti.

Kalenin teslimini istedi. Akkâ'daki kuvvetlerin başında Cezzar Ahmet Paşa, hayatının yarım yüz yıllık devresini boğuşmalarda, savaşlarda geçirmiş ihtiyar bir vezirdi. Napolyon, Mısır'da ve Suriye'deki kolay başarılarına güvenerek, bu kalenin de fazla dayanamıyacağını sanıyordu. Cezzar'a bir mektup daha yazdı. Hayfa ve Yafa'yı bir vuruşta yıktığını iftiharla söylüyor, teslim olursa, kendisine ve askerlerine karşı iyi davranacağına dair sözüm ona teminat veriyordu. Mektup şu satırlarla bitiyordu:

«İşte şimdi başkentinin duvarları önüne geldim. Bir ihtiyarın geri kalmış birkaç günlük ömrünü almanın bana ne yararı var? Tekrar ediyorum, benim dostum ol. Yarına kadar istediğim olumlu cevabı vermezsen, şehri kuşatarak savaşa başlayacağım.»

Cezzar bu mektubu arkadaşlarına da okumuş:
—■ Bu çocuk iyi söyler de hilelerle bizleri kandırmak ister.

Demişti. Sonra, bu ültümatoma bir iki cümlelik cevap göndermekle yetindi. «Geri kalmış birkaç günlük ömrümüzü de küffar ile cenklerde geçiririz. Hamdolsun gücümüz yeter, elimiz silâh tutardır.»

Napolyon, ihtiyar Türk paşasının cevabını alınca hayretler içinde kalmıştı. Kalenin kuşatılması emrini verdi. Generallerine :

—Bu ihtiyar bizim birkaç günümüzü harcıyacak. Merak etmeyiniz, üç gün sonra ÅŸehirdeyiz.

Dedi. Fakat günler, günler geçti. Napolyon, Akkâ'yı şiddetle tazyik ediyordu. Ancak sonuç yoktu. Aksine kaleden çıkış hareketleri de 'başlamıştı. Türklerin saldırıları kanlı bir boğuşma şeklini alıyordu. Fransızlar planlarını birkaç kez değiştirdiler. Napolyon, durumun nezaketini anlamıştı. Şimdi generalleri ile daha başka türlü ve daha ihtiyatlı konuşuyordu :

—Akkâ'yı almak için kalenin duvarlarını deÄŸil, Cezzar Ahmet PaÅŸa'nın azmini kırmak lâzımdır. Bu ihtiyar meÄŸer ne çetin ÅŸeymiÅŸ.

Bonapart kaleye bu sefer yüksek rütbeli bir subayını yolladı. Eğer kent hemen teslim edilirse, paşa, askerleri ve ağırlıkları ile birlikte dilediği yere serbestçe gidebilecekti. Bu kendisi için şerefsiz bir sonuç sayılmazdı. Çünkü zaferden zafere koşmuş bir ordu karşısında bulunuyordu. Cezzar, Fransız subayının sözlerini sükûnetle dinledi, her zamanki gibi şu kısa cevabı verdi:

—Biz ki, vezir Cezzar Ahmet PaÅŸayız, devlet bizi bu kaleyi düşmana teslim etmek için vezir yapmadı. Biz, ÅŸahadet rütbesini kazanmadan bir karış toprak vermeyiz. Varın, kumandanınıza böyle söyleyin.

Günler gelip geçiyordu. Fransız topçusunun kalede açtığı gedikler, piyade hücumunu kolaylaştırıyordu. Ama, şehre giren Fransız askerleri hemen ve şiddetle karşılanıyor ve süngü hücumu ile dışarı atılıyordu. Napolyon çileden çıkıyordu.

—Kader, diyordu, beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı. Bu kadar savaÅŸ verdim, bu kadar zafer kazandım, böylesini görmedim.

Akkâ savunması daha inatçı ve daha kanlı olmaya başlamıştı. Fakat sonuç yoktu. Fransızlar planlarında değişiklik Müslümanların hava karardıktan sonra savaşa ara verip dinlenmeye çekildiklerini göz önünde tutarak hazırlandılar. 2 Mayısta hava karardıktan sonra, hücuma geçtiler. Topçu ateşi ile açılan gediklerden piyadelerini şehre sokmaya başladılar. Napolyon yine aldanmıştı. Türkler gündüz olduğu gibi gerekirse, gece de savaşmasını pekâlâ biliyorlardı. Şehre meşalelerin ışıkları ile giren Fransızlar, ihtiyar Cezzar Ahmet Paşa'yı yalın kılıç, askerlerinin başında ceylân gibi seker buldular :

—Koman aslan sütü emmiÅŸ gazilerim, koman!

Diye naralar atıyordu. Savaşa şevk ve heyecan katıyordu. Askerleri ile omuz omuza gidiyor, bazan genç bir yeniçeri neferi gibi kılıcını düşman kılıçları üzerinde gezdiriyordu. Küfürler, naralar birbirine karışıyor :

—Allah(c.c.), Allah(c.c.)!..

Sesleri, surların dışında bekleyen Napolyon'u manen öldürüyor, bitiriyordu.

Fransızlar sabaha karşı savaşı silâhlarımıza terk ederek, çekilmişlerdi.

Akkâ kuşatması başlayalı iki aya yaklaşıyordu. Topçunun açtığı gediklerden şehre girenler, Türk süngüsü karşısında kendilerini dışarıya zor atıyorlardı. 9 Mayısta da göğüs göğüse savaşlar olmuş, yine de bir sonuç alınamamıştı. Fransız ordugâhında Cezzar'ın hayali bir heyula gibi dolaşıyordu.

Napolyon 10 Mayısta talihini son bir kez daha denemek ne bahasına olursa olsun Akkâ'yı düşürmek için hazırlanmıştı. Şöhreti tehlikede idi. Hiçbir fedakârlıktan çekinmeyecek, en ağır kayıplara bile aldırmayacak, en namlı generallerini dahi ateş hattına sürecekti. Şimdiye kadar ne kaleler, ne kentler almış, ne kalabalık ve güçlü ordular dize getirmişti...

Sabahın ilk ışıkları ile birlikte Akkâ kuşatmasına katılan bütün Fransız kuvvetleri saldırıya geçtiler. Fakat bu son taarruz da semere vermedi hezimetle sonuçlandı. Cezzar Ahmet Paşa, topçu ateşi ile bir harabe haline gelmiş olan Akkâ'yı şanla savunuyordu.

—Biz veziriz, devlet bize bu kaleyi emanet etti. Allah(c.c.) ve Peygambere iman edenler son nefese kadar dövüşürler.

Diyordu. Bıyıkları henüz terlemiş bir delikanlı gibi askerleri ile karşı hücumlar yapıyor, Napolyon'un ünlü generallerini dehşet içinde bırakıyordu.

Akkâ savunması 31 Mayısa kadar sürdü. Kaleye her hücumda ihtiyar Cezzar Ahmet PaÅŸa'dan tarihî bir sille yiyen Napolyon Bonapart, cihangirlik hülyalarından vazgeçerek, iki gemiyle gizlice Mısır’dan kaçarken, ordusunu Mısır’da bırakmış bir baÅŸkomutan ve hayatını en büyük dersini Osmanlı’dan almış olarak acılar içindedir.

Savaş * tarihlerinin en ünlü generallerinden biri olan Napolyon, söz ne zaman Akkâ'dan açılsa:
— “Akka’da durdurulmasaydım, bütün DoÄŸu’yu ele geçirebilirdim!..” Türk askerinin dalkılıç edecek kadar üzerine düşmemelidir, derdi. Bir kere dalkılıç olmayı göze almış birkaç yüz Türk meydana çıkarsa, önlerinde maÄŸlûp olmamak mümkün deÄŸildir.


Kaynak: F.F. Tülbentçi




Date: 01 April 2007, Sunday Comments (0) | Add Comment




Comments (0)

Add a new comment:
Name:
E-Mail:
Your website (if you have):
Your Message:
Security Code:


Latest Entries

SİNEK KANADI VE DÜNYA
BÜLBÜL GÜL VE AŞK
ASLOLAN İDEALLERDİR
TAÅž
KÜPE TAKMAK

Latest Comments

mikail uygun: cok kötü...
 Solders: ♥ Cahile söz anlatmakta...
 Solders: Irmak kenarına çeÅŸme yapı...
 Solders: Beklemesini bilenin her ÅŸey a...
 Solders: Dönemeç Bir gündÃ...
 Solders: Serseri Yeryüzünde yaln...
 Solders: EN YAKIN Bütün insan...
 Solders: "Gençlerin aynada göremedikl...
 Solders: Kökünü ve dalını beÄŸenme...